Yusuf Bilge Tunç 1 yıldır yok bu skandal Türkiye’de yaşanıyor

Yusuf Bilge Tunç 1 yıldır yok bu skandal Türkiye’de yaşanıyor

Yusuf Bilge Tunç 1 yıldır yok bu skandal Türkiye’de yaşanıyor
Yusuf Bilge Tunç 1 yıldır yok bu skandal Türkiye’de yaşanıyor Tugrul Demir
Bu içerik 155 kez okundu.

İktidarın Uygur Türkleri için iyi niyetli olmadığını görüyoruz!

Genel Kurul’da da sık sık gündeme getirdiğim gibi Türkiye Cumhuriyeti İktidarının Uygur Türkleri ’ne yönelik politikalarındaki sıkıntıları anlatmaya çalışacağım. Çok önemli hatalar ve iyi olmayan niyetler görüyoruz. İktidarın bütünüyle yaptığı anlaşmalar çerçevesinde Uygur Türkleri ’ne yapılan muamelelere sustuğu ve gözden ırak tutmaya çalıştığı ve tüm dünya bu uygulamaları kınadığı halde kesinlikle tek bir kelam etmediğini hepimiz biliyoruz ama bunun dışında da bazı yeni gelişmeler var. Biz geçtiğimiz haftalarda da basın toplantılarımızda bunları gündeme getirmiştik, bu hafta da gündeme getireceğiz neden? Çünkü geçtiğimiz hafta önemli bir konu ortaya çıktı.

Türkiye Uygur Türklerini acımasızca Çin’e iade ediyor!

Türkiye Cumhuriyeti İktidarının Uygur Türklerini başka ülkeler üzerinden yurtdışına çıkardığını deport ettiğini biliyoruz. Bunu duyduk ve insan hakları kuruluşları da bu konularda açıklamalar yaptı. Yurtdışında da bu konu tartışılıyor, Türkiye Cumhuriyeti İktidarı maalesef bu tür uygulamalara öncesinde de devam etmişti. Şimdi de devam ediyor. Bunun isimleri de var biz bunu önceden de genel kurul ’da da söyledik. Mesela 2 çocuk annesi Ziynet Gül Tursun’un Türkiye’den Çin’e iade edildiği ve Çin zindanlarında olduğunu biliyoruz.

Uygur Türkü Kuwanhan Aimuzi isimli bir kadını İstanbul’dan bir şekilde Çin’e gönderildi!

Türkiye’de Kayseri’de yakalanıp, İzmir Geri Gönderme Merkezi’ne götürülen Kuwanhan Aimuzi isimli bir kadını İstanbul’dan nereye gönderildiğine dair halen yetkililerden bir bilgi alabilmiş değiliz. İzmir Geri Gönderme Merkezi’ni arıyoruz bu konuda bize yeterli bilgi verilmiyor. Göç İdaresi Genel Müdürlüğü’nü arıyoruz telefonlarımıza çıkmıyor, her ne hikmetse ve bu konuda bilgi sahibi olamıyoruz ama iddialar Kuwanhan Aimuzi’nun oğlunun iddiaları. Bu kişinin Türkiye’den farklı bir uyruk adı altında Malezya’ya gönderildiği ve oradan da Çin’e iade edilip Çin zindanlarında olduğu yönünde iddialar var. Bunların aydınlatılması gerekiyor, ben iktidar yetkililerini bu konuda açıklama yapmaya davet ediyorum. Bakanlığı bu konuda açıklama yapmaya davet ediyorum. Şu anda tüm dünyada konuşulan Türkiye’nin Uygur Türkleri’ni başka ülkeler üzerinden Çin’e iade etme yolu hakkında açıklama yapılması gerektiğini söylüyorum ve biz de elimizdeki isimler ile de bu iddiaların son derece önemli olduğunu söylüyorum.

Bakanlıktan Açıklama Bekliyoruz!

Dediğim gibi Ziynet Gül Tursun, Kuwanhan Aimuzi gibi isimler konusunda bakanlık yetkililerinden açıklama bekliyoruz. Ayrıca yine basına yansıyan bir haber önemliydi. Türkiye’nin Çin Büyükelçiliği raporlarında Uygurların adı bile geçmemiş. Bakın Türkiye’de biz bu kadar tartışıyoruz, Türkiye’nin Çin Büyükelçiliği’nde Uygurların adı bile yok.

Büyükelçi Çin’de 1 yılda 8 şehir gezmiş Uygurların yaşadığı hiçbir bölgeye gitmemiş.

Türkiye Pekin Büyükelçiliği’nin faaliyet raporlarında Uygur Türkleri’nden tek kelime ile bile bahsedilmedi. Biz burada bunu gündeme getirdiğimizde Uygur Türkleri bizim çok önemli konumuzdur diyen iktidarın büyükelçiliği son 1 yıllık faaliyet raporunda tek bir kelime Uygur Türkleri ile ilgili bir bahiste bulunmamış. Bizim iddialarımızın ne kadar doğru olduğu apaçık ortadır arkadaşlar. Büyükelçi Çin’de 1 yılda 8 şehir gezmiş Uygurların yaşadığı hiçbir bölgeye gitmemiş. Evet bu konuda biz açıklama bekliyoruz iktidardan ve Türkiye’nin Çin politikasının son derece çıkarcı ve ticaret ve para odaklı olduğunu tekrar buradan kamuoyuna bildirmiş oluyoruz.

Bu iktidar Sosyal Medya yasakları ile bizi 22. YY a değil Ortaçağ’a geri götürmek istiyor!

Değerli arkadaşlar bugün yine sosyal medya yasasının dün akşam sabaha karşı daha doğrusu kabul edilmesini değerlendirmek gerekiyor. Sosyal Medya Yasası bizim tüm muhalefetimize rağmen maalesef AK Parti ve MHP Cumhur İttifakı’nın oyları ile kabul edildi. Bundan sonrası artık Türkiye’de zaten kötü olan ifade özgürlüğünün daha da kötüleşmesi anlamına gelecek. Belki sosyal medya şirketleri Türkiye’den çekilecek, 21.Y.Y.’dan 22.Y.Y.’a doğru ilerleme durumunda olan Türkiye’nin maalesef 21.Y.Y.’dan Orta Çağ’a doğru gerilediğini görmüş olacağız. Kınıyoruz! Kabul etmiyoruz! Türkiye’de iktidarın tüm bu zorlamalarına rağmen ifade özgürlüğü konusunda elimizden gelen tüm gayreti göstereceğimizi de kamuoyuna deklare etmiş oluyoruz değerli arkadaşlar. Sosyal Medya yasası ve diğer tüm zorba, dayatmacı yasaları istedikleri kadar getirsinler, iktidarlarını devam ettiremeyecekler ve ifade özgürlüğümüzün önündeki tüm engelleri biz gayretimizle tüm farklı kesimlerin ortak çalışmaları ile yeneceğiz inşallah.

Bayram üzeri cezaevlerinde dışardaki Korona tedbirlerinden çok çok daha abartılı bir durumun olduğunu söylemek isterim. Cezaevindeki mahpuslar bize son derece abartılı tedbirlerin olduğunu, sosyal haklarının kısıtlandığını, görüş haklarının, kitap okuma haklarının, giysi haklarının kısıtlandığını tecrit içinde tecrit yaşadıklarını söylüyorlar.

Diyarbakır Eski Büyükşehir Belediye Başkanı Gültan Kışanak : “Aileleri ile açık ve kapalı görüş hakları ortadan kaldırıldı. Avukat görüşleri bile camların arkasından telefonla yapılır oldu.”

Diyarbakır Eski Büyükşehir Belediye Başkanı Gültan Kışanak, eski vekilimizin Yeni Yaşam Gazetesi’nde yayınlanan yazısındaki ifadeleri almak isterim. Bakın neler diyor? “Cezaevlerinde “tedbir” adı altında tüm mahpuslar kaldıkları koğuşlara-hücrelere kapatıldı; tüm ortak alan etkinlikleri (spor, sohbet, kurs vb.) iptal edildi. Aileleri ile açık ve kapalı görüş hakları ortadan kaldırıldı. Avukat görüşleri bile camların arkasından telefonla yapılır oldu. Hastaneye gidip tedavi olma imkânı neredeyse kalmadı. Duruşmaya götürülmek de artık yok. Herkes zorunlu SEGBİS üzerinden kendisini savunmaya çalışıyor ve biliyorsunuz SEGBİS imkanları ile de hakkınızda verilebilecek ağır cezalar karşısında iyi bir savunma yapamayabiliyorsunuz. Ez cümle cezaevlerinde, “savunma hakkı” dahil hiçbir hak kalmadı. Beş aydan beri devam eden bu uygulamalar, “tedbir” değil “tecrittir.”   Diyor Gültan Kışanak, tecrit içinde tecrit olduklarını söylüyor bunu cezaevlerinden haber aldığımız tüm mahpus ve yakınları söylüyor, tecrit içinde tecrit yaşatıldığını Korona’nın bir fırsatçılık haline dönüştürüldüğünü ve bunaldıklarını ifade ediyorlar. Bu da kabul edebileceğimiz bir hadise değil.

Diyanet İşleri Başkanlığı ve iktidarı kınıyoruz! Camiler, hutbelerde insanlara lanet okuma yeri değildir!

Yine geçen hafta cuma günü Ayasofya’nın açılısı ile ilgili önemli bir gündem vardı, inanılmaz görüntüler vardı Diyanet İşleri Başkanı hutbeye kılıç ile çıktı ve tüm dünyaya bir mesaj verdi. 21. Y.Y.’da Orta Çağlarda veya ilk çağlardaki kılıç hakkı tabirini kullanarak Ayasofya’yı ele geçirip burada ibadet hakkının Müslümanlarda olduğunu söylemek doğru bir tavır değil,21. Y.Y.’dayız. İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi, Kopenhag Kriterleri, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ni kabul etmiş bir ülkeyiz. Anayasamız ’da da bunlar derç edilmiş. Orta Çağ’a ait kavramlar olan kılıç hakkı gibi kavramları din istismarı yaparak bir cami açılışında kullanmak kesinlikle kabul edilebilecek bir hadise değil, bu aslında dine de verilebilecek en büyük zarardır. İnsanları dinden soğutan, dinden uzaklaştıran en kötü eylemdir. Buradan Diyanet İşleri Başkanlığı ve iktidarı bu yaptığı eylemden dolayı kınıyoruz değerli arkadaşlar. Camiler, hutbelerde insanlara lanet okuma yeri değildir. Yine Fatih’in vakfiyesindeki yanlış şekilde yansıtılma, Fatih vasiyetinde buradaki hizmetlerin bitirilmesi ile ilgili bir şey söylemiştir yoksa oranın konumunun değiştirilmesi ile ilgili bir şey söylememiştir bunu da bilmek lazım.

KHK’lılara yönelik ayrımcı uygulamalar son hızla devam ediyor!

İnanılmaz bir şekilde devam ediyor. Trajikomik bir şekilde devam ediyor. Her hafta ben size burada inanılmaz KHK hikayeleri anlatıyorum.

Bebeğine eczaneden mama aldığı için terör örgütü suçlaması ile suçlanan insanlar var!

Geçen hafta bebeğine eczaneden mama aldığı için terör örgütü suçlaması ile suçlanan ve daha sonra takipsizlik verildiği halde yıllar sonra bu açılan soruşturmadan dolayı KHK ile ihraç edilen Van’da ki bir kişinin hikayesini anlatmıştım OHAL Komisyonu da kişinin başvurusunu reddetmişti tam Aziz Nesin’lik bir olaydı ama bu ve benzeri olaylar bitmiyor arkadaşlar. Bakın yine geçtiğimiz haftalarda kişi tesadüfen OHAL Komisyonu kararının idare mahkemesine gitmesi sonucunda başına gelen hadiseleri öğrenmiş, neler yaşanmış? Gülsek mi ağlasak mı bilemiyoruz ama bunlar Türkiye’de yaşanıyor.

Zekeriya Özdil “FETÖ” den alındı PKK’den ihraç edildi!

Zekeriya Özdil Batman’da bir matematik öğretmeni ve işinden ihraç ediliyor neden ihraç edildiğini anlamıyor ve yıllarca işte sonuç bekliyor. Sonuçta OHAL Komisyonu başvurusunu reddediyor ve kendisi de idare mahkemesine başvuruyor. İdare mahkemesine başvurduğu zaman ihracı ile ilgili komiklikleri öğrenmiş oluyor, kendisi ihraç edildiği zaman hakkında bir işte Fetö soruşturmasının yapıldığı ve bu konuda aslında herhangi bir bulgu da bulunamadığı halde ardından OHAL Komisyonu’nun bütün bu ihraç gerekçeleri karşısında zora düşmesi durumunda tekrar bakanlığa, kuruma bu konuyu sorması üzerine tekrar işte bir Fetö araştırması yapıldığı ve bundan sonrasında da OHAL Komisyonu’nun PKK sempatizanıdır yüzden ihraç ettik diye karar vermesi, yani kişinin Fetö nedeniyle ihraç edilmesi ardından OHAL Komisyonu’nun PKK gerekçesi ile kişinin itirazını kabul etmemesi ve ardından gelişen trajikomik olayları gördük bunlar nereye yansıdı? Bakın düşünün, ihraç edilmişsiniz aradan 4 yıl geçmiş neden ihraç edildiğinizi bilmiyorsunuz ne oldu ne bitti diye düşünüyorsunuz bu arada işte OHAL Komisyonu bile hakkınızda bir karar veriyor o zaman bile doğru dürüst öğrenemiyorsunuz. Bakanlık idare mahkemesine cevap verdiği anda işte o zaman meselenin boyutlarını öğrenmeye başlıyorsunuz. Hani ihraç ederken, acaba neden tutturarak ihraç edelim diyen bir anlayışın olduğunu görüyorsunuz, işte şundan ihraç ettirelim, tutmadı öbürkünden ihraç ettirelim, tutmadı bir başka nedenden ihraç ettirelim anlayışının olduğunu görüyoruz ki ihraç gerekçelerinin de OHAL Komisyonu’nun ihraçtan sonra kişinin ben işimi geri istiyorum eylemleri gerekçe gösterilerek isteğinin reddedildiğini görüyoruz. Düşünün OHAL Komisyonu ihraç öncesi nedenleri araştırması gerekirken kişi ihraç olduktan sonra işimi geri istiyorum eylemi yaptığı için OHAL Komisyonu raporunda diyor ki:” İşte bu kişi birtakım eylemlere karışmıştır, işini geri istemiştir. İdarenin kararı doğrudur, ihraç gerekçesi doğrudur.” Diye karar veriyor. İşte böylesine usulsüz, hukuksuz bir zamanda maalesef ifade özgürlüğümüzü daha da kısıtlamaya çalışıyorlar.

 

Sosyal Medya Kanunu ifade özgürlüğümüz üzerine bir balta vurdu!

Hukuksuzlukları sadece biz değil, sosyal medya da insanlar duyurmaya başladığı zaman artık bundan sonrasında belki tedirginlik sezecekler çünkü sosyal medya yasası getirilmiş durumda ve ifade özgürlüğümüz üzerine bir balta vurulmuş durumda. İktidar hem zulmediyor hem de zulmünün teşhir edilmesi ihtimali karşısında yeni yasalar çıkarmaya gayret ediyor.

KHKlıların yakınları askerlik görevini yerine getirirken bile idari kararla işlerinden edilen KHKlı akrabaları yüzünden ayrımcılık görecek!

OHAL ve KHK zulmü devam ediyor arkadaşlar. Bakın elimde Asker Alma Yönetmeliği var. Bu Asker Alma Yönetmeliği ile OHAL VE KHK mağdurları her alanda mağdur edilmeye devam edecek. Bu konuda tam bir netlik olmamasına rağmen Asker Alma Yönetmeliği’nin 21. Maddesini bakın size okuyorum. “Terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olan ve askerliğe elverişli oldukları anlaşılan yükümlülerden, yoklama kaçağı ve bakayalar dahil kanunda yazılı geçerli mazereti olmayanlar, Bakanlıkça belirlenecek celp ve esaslarına göre silahaltına alınırlar.” Diyor yani düşünün siz askere alınırken bir güvenlik soruşturmasından geçeceksiniz, orada birtakım görevlere getirileceğiniz için güvenlik soruşturmasının yapıldığı söylenecek, yakınınızdan dolayı KHK ile ihraç edilmiş bir yakınınız varsa sizin orada görev almanız konusunda engeller oluşacak. İşte bunlar böylesine keyfi bir şekilde alınmış, az önce bakın örneğini verdim, KHK’lar nasıl oluşturuluyor her hafta bunun ben örneğini veriyorum size bu şekilde siz bir insanı damgalıyorsunuz, ondan sonra o insanın yakınlarının da hayatını berbat ediyorsunuz insan askere girdiği zaman vay efendim senin bir tane KHK’lı yakının varmış, seni bu göreve getirmeyiz diyecekler. Bu kabul edilebilecek bir hadise mi arkadaşlar? Böylesi bir şey hukuk devletinde olabilir mi? Bakın KHK’lı kişi en azından aradan 4 yıl geçmiş ihraç gerekçesi konusundaki trajikomikliği yeni görmüş, saçmalığı yeni görmüş ve siz bu kişinin yakınını herhangi bir askere alınma durumunda mağdur edildiğini görüyorsunuz, bunlar kabul edilebilecek bir şey değil. Çorap söküğü gibi bu hukuksuzlukların ortaya çıktığını görüyoruz ve biz bunları kesinlikle kabul etmiyoruz.

KHK ile ihraç edilmiş iseniz, fakirseniz, fukaraysanız, aç, susuzsanız, cebinizde 5 kuruş yoksa başka maddi durumu olmayanın faydalanabildiği emlak vergisi vermeme hakkından faydalanamayacaksınız!

Geliri olmayan kişilerden emlak vergisi bakın, emlak vergisinin alınmayacağına dair bir yasal düzenleme var elimde görüyorsunuz ama burada yine birileri hariç tutulmuş. Tahmin edeceksiniz KHK ile ihraç edilmiş iseniz, fakirseniz, fukaraysanız, aç, susuzsanız, cebinizde 5 kuruş yoksa başka maddi durumu olmayanın faydalanabildiği emlak vergisi vermeme hakkından faydalanamayacaksınız, neden? Biz hep belgeli konuşuyoruz elimizde işte. “İndirimli bina vergisi oranı uygulamasında brüt 200 metre kareyi geçmeyen tek meskene sahip düşü gelirli veya hiçbir geliri olmaması nedeniyle güçlük içinde bulunan mükelleflere devlet tarafından sağlanan bir imkandır ancak terör örgütleriyle veya devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunanlarla ilişkisi olması nedeniyle Olağanüstü Hal kapsamında alınan tedbirlere ilişkin olarak Kanun Hükmünde Kararnameler veya başkaca işlemlerle görevden çıkarılanların, indirimli bina vergisi oranı sıfır uygulamasından yararlanmalarına imkan bulunmamaktadır.” Hani siz yargısız bir infaz ile insanı KHK ile işinden ihraç etmişsiniz ondan sonra böylesine her gün, her hafta anlattığımız trajikomik uygulamalar ile bu KHK ihraçlarının ne kadar saçma olduğu ortaya çıkmış, insanlar aç susuz kalmış, ceplerinde 5 kuruş para yok, başkasının faydalanabildiği imkandan seni faydalandırmam diyor, sen öl diyor, ben senin canını çıkarmak istiyorum, seni imha etmek istiyorum zaten diyor ve bunlarda kesinlikle kabul edebileceğimiz uygulamalar değil, biz bunların 20. Y.Y.’da ki Alman Nazi uygulamaları olduğunu söylüyoruz 21.Y.Y.’da Türkiye’de KHK soykırım uygulamalarıdır bunlar. Biz bunların hepsini topluyoruz, belgeliyoruz, raporluyoruz ve bunlar tarihe bir not olarak düşülüyor. Yarın öbür gün de bütün bunları kamuoyuna tüm belgeleri ile sunmaya devam edeceğiz arkadaşlar.

Ekrem Öğdem Karaman Cezaevinde kötü niyetli idarenin kurbanı olmuştur! Adalet Bakanlığını göreve davet ediyorum!

Ekrem Öğdem Karaman Cezaevi’nde bir mahpus bu kişi 2 yıla yakındır cezaevinde değerli arkadaşlar ve MS hastası bakın Adalet Bakanlığı’nı buradan şiddetle kınıyorum çünkü Ceza Tevkifişleri Genel Müdürlüğü bünyesinde olan Karaman Cezaevi’nde ve diğer birçok cezaevinde yaşandığı gibi inanılmaz sağlık skandalları yaşanıyor. Bu kişinin MS hastası olduğu bilindiği halde yaklaşık 2 yıldır cezaevinde olmasına rağmen bu kişi sinsi bir şekilde ilerleyen ve ilerde insanı yatalak hale düşürecek felç haline getirecek bir hastalık konusundaki alması gereken tedaviyi 2 yıldır alamıyor arkadaşlar. Baştan savma uygulamalar, pervasız, fütursuz uygulamalar sağlık sevki geciktirmeleri,3. Basamağa sevkteki gecikmeler dolayısıyla teşhisi geciken MS hastalığı dolayısıyla ki önceden teşhisi var ama cezaevinde bu konuda önemli ihmaller sonucunda bu kişi tedavisini alamıyor. 2 yıla yakındır bu kişi tedavisini alamadığı için hastalığında ilerleme var ve gözünde çift görme şikayetleri var şu anda hastane hastane dolaştırılıyor ve halen ne istediği nakli yapılıyor ne sağlık kurulu konusunda doğru dürüst bir gelişme var, ne de tedavisi başlanabilmişti, bu kişi eğer ki bu tedavisizlik haliyle devam edecek olursa ilerde yatalak hale gelecektir. Bunu kim yapacaktır? Adalet Bakanlığı yapacaktır, Ceza Tevkifişleri Genel Müdürlüğü yapacaktır, Karaman Cezaevi yapacaktır, kabul edilebilecek bir hal değildir, bu gelişmenin bir an evvel giderilmesi gerektiğini söylüyoruz. Zaten Türkiye Cezaevlerinde OHAL döneminde böylesi inanılmaz sıkıntılar, hatalar, kötü niyetler yaşanmıştır, kimi insanın tedavisi gecikmiştir, kimi insanın kanser teşhisi gecikmiştir, kimi insanın kanser tedavisi gecikmiştir ve kimi insanın da tedavi gecikmelerinden dolayı vefatı gerçekleşmiştir, âdeta cinayet işlenmiştir, Ekrem Öğdem olayı da böyledir, tüm yetkilileri göreve davet ediyorum arkadaşlar.

Baran Kılıç’ın sahte şahitlerle hayatı karartılmak isteniyor! Devlet eliyle kumpaslar kesinlikle kabul edilebilecek bir hadise değil!

Solhan’da ilginç bir olay. Solhan’da bir kişi hakkında Baran Kılıç isimli kişi hakkında şöyle bir iddia var; bu kişi hakkında olumsuz ifade veren astsubayların daha sonra ifadesini değiştirmek suretiyle Baran Kılıç hakkında olumsuz ifadeye zorlandıkları olayı var. Kim zorlamış? Bu Suat Gündüz ve Müslüm Ay isimli iki tane şuanda askeri görevde olan kişi Bingöl İl Emniyet Müdürlüğü Kom Şube Müdürlüğü’nde görevli bir polis memuru tarafından arandıkları ve :”Sen kahraman Türk askerisin, Baran alçak bir teröristtir ve bu yüzden sen bir takım küfürlü ifadeler kullanılarak onun hakkında şikayetçi ol ve senin bu ifadelerin ile biz o Baran Kılıç isimli kişinin canına okuyalım.” dediklerini ifade ediyor bu asker kişi polisin bu tür telkinleri sonucu ifade verdiğini ve daha sonra diyor ki:” Benim ağzımdan ifadeler kullanarak sözde ifade vermişim gibi tutanak hazırlamışlardı, sadece bana uzatarak imzalamamı istediler, okumamı dahi istemediler ben okumak istediğimde dosyanın gizli olduğunu okumamam gerektiğini söylediler. Ben bu konu ile ilgili kimseye iftira atmak istemediğimde bunun üzerine gelerek durumu Baran’a izah ettim ve bu gerçek olmayan beyanlarımdan dolayı pişmanım diyor.” hem tanık Suat Gündüz hem tanık Müslüm Ay. Değerli arkadaşlar biz bu ve benzeri olayları çok görüyoruz, bir kişi hakkında bir imaj oluşturmak ve onu suçlamak hakkında soruşturma başlatmak ve daha sonra hakkında davalar, mahkûmiyetler vermek için bu tür olayların çok sergilendiğini biliyoruz ve bunları da kesinlikle kabul etmiyoruz değerli arkadaşlar. Bu tür kumpasların devlet eliyle yapılması kesinlikle kabul edilebilecek bir hadise değil. Biz burada işte bir soruşturmadan bulduğumuz belgeler ile bu konuda adil bir yargının olması gerektiğini söyleyerek bu konuya da vurgu yapmış oluyorum.

Türkiye’de adil olmayan yargı kararları birçok insanın canını yakıyor!

Türkiye’de adil olmayan yargı kararları birçok insanın canını yakıyor, bakın İstanbul 36. Ağır Ceza Mahkemesi’nin bir kararı var elimde, ben sanık yakınları, avukatı ile görüştüm, Türkiye’de elde bilgi, belge olmadan hukuki, net, somut bilgi, belge olmadan verilen çok ağır cezalar ile karşı karşıyayız. Daha geçtiğimiz pazartesi günü Osman Kavala’nın 1000. Mahpusluk gününü maalesef yaşadık ve halen devam ediyor. Türkiye’de adalet olmadığına dair yargı kararlarının yanlış olduğuna dair en önemli örneklerden birisiydi ama sadece Osman Kavala değil binlerce kişi çok keyfi gerekçelerle mağdur ediliyorlar, elde somut delil olmadığı halde insanlara inanılmaz cezalar veriliyor.

Yakup Akman ormanı yaktı bahanesiyle sırf Kürt olduğu için cezalandırılıyor!

Yakup Akman isimli kişinin yaşadıklarını anlatalım. Mahkeme kararı elimde, çok üzücü bir karar, bu kişi ailesinden habersiz ormanda içki içmek için gidiyor ve o sırada ormanda bir yangın çıktığını görüyor, kendisi de önceden bir yanık geçirdiği için yangına karşı çok hassas birisi olduğunu söylüyor ve yangını söndürmeye çalışıyor, hatta 155’i arıyor, kayıtları var, polisi arıyor, hastane yetkililerini arıyor, herkesi tüm devlet kuruluşlarını arıyor gelin burada yangın var diyor,155 geliyor, tarif ediyor, konum veriyor, devlet görevlileri geliyor orada yangın hakkında bilgi veriyor, görgü tanığı iken biraz sonra ne oluyor biliyor musunuz? Bu kişi sanık haline geliyor, mahkeme diyor ki:” Sen bu ormanı yakmaya çalışıyordun.” Ben yakmaya çalışsam size haber mi veririm kaçarım buradan diyor ama hayır sen yakmaya çalışıyordun diye hiç elde bilgi, belge, delil, somutluk olmadan kişi hakkında İstanbul 36.Ağır Ceza Mahkemesi terör örgütüne üye olmak, orman yakmak gibi suçlamalardan dolayı maalesef bir ceza veriyor, bu ceza nedir biliyor musunuz? Müebbet hapis cezası. İnanılmaz bir ceza şu anda İstinaf ’da. Olay yargıya intikal etmiş ama biz Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları artık adil bir yargı olduğuna inanmıyoruz, ben bir milletvekili olarak bu tür adil olmayan yargı kararlarını buradan Tel’in ediyorum, kabul edilecek hadiseler değil. Dosyayı inceledik ve bu kararların çok fevri bir şekilde alındığını da direkt bir şekilde görüyoruz, Yakup Akman’ın bu mağduriyetinin giderilmesi gerekiyor. Ben buradan TBMM’den bu mağduriyeti duyuruyorum ve en azından diğer yargı basamaklarında adil kararlar alınarak bu inanılmaz ağır kararın iptal edilmesi gerektiğini söylemek istiyorum değerli arkadaşlar.

Serkan Kurtuluş’un Arjantin’de ortaya çıkan ifadesi hakkında açıklama bekliyoruz!

Geçtiğimiz günlerde basına düştü bu; çok önemli iddialar var. Serkan Kurtuluş isimli mafya işleri ile uğraşan bir insan, Türkiye’den ayrılmış, kaçmış ve Arjantin’de yakalanmış ve onunla gazeteciler söyleşi yapmışlar, bu kişi Serkan Kurtuluş bakın mafya işleri ile uğraşan ve işte Türkiye’den kaçıp yurtdışına yakalanan elinde silah ile pozlar veren bir kişi, bu kişi ifadesinde çok önemli bir şey söylüyor: “Türkiye Cumhuriyeti İktidarı Rahip Brunson’ı öldürmemi istedi.” Diyor ve bunun karşısında bazı şeyler alacağını söylüyor, bunun yapılamadığını söylüyor, neler söylemiş biraz size bu haberden okumak isterim ve bu konuda da iktidar yetkililerin cevap vermesi gerekiyor, bu kişi: “Ben Suriye’de savaşa katıldım, Türkiye Cumhuriyeti adına ve orada çok kötü şeylere şahit oldum, bu yüzden Türkiye beni suçluyor, siyasi cinayetler ile ilgili çok şeyler biliyorum, bende onlar ile beraberdim çok kötü şeyler gördüm ve artık onların yerinde olmak istemiyorum, Gürcistan’da iken sığınma talep ettim ancak Türkiye’de öldürülme riskim olduğunu söylediler, şimdi Türkiye beni hapiste öldürmek istiyor, bir çok siyasetçi beni ortadan kaldırmak istiyor. Diyor. Arjantin’den sığınmacı olarak mı yaşamak istiyorsunuz? Dediğinde. Burada sığınmacı olarak kalmak istediğini söylüyor. “Beni siyasetçiler öldürmek istiyor.” diyor. Türkiye’de ki siyasi iktidardan AK Parti’den bahsediyor, yine 2019’da AK Parti İzmir Yöneticilerinden Ahmet Kurtulmuş’un öldürme meselesini anlatıyor. Türk medyasına göre Ahmet Kurtulmuş, Serkan Kurtuluş’un suç örgütüne yardım ediyordu, Ahmet Kurtulmuş’u öldürdüler diyerek bunun bir dost ateşi olduğunu belirtiyor ve ekliyor, birilerini ortadan kaldıracaklar ve suçu Fetö ’ye atacaklardı. Türkiye’den tanıdık başka bir isim daha zikrediyor, İzmir’de bir Presbiteryen kilise kuran ve 2016 darbe girişiminde Gülen’in suç ortağı olmakla suçlanan, yargılanıp ev hapsine alınan ve Erdoğan ile Trump arasından gerilime sebep olan Amerikalı Rahip Andrew Brunson’dan bahsediyor ve Serkan Kurutuluş diyor ki:” Ak Parti onu öldürtüp suçu FETÖ ’ye atacaktı. Bir ajan, benim de dostumdu, onu öldürmek istedi ama başaramadı. Daha sonra biz bu arkadaşımla Gürcistan’da beraber bulunduk. Elimde çok sayıda belge var, birçok işte beraber çalıştık. Daha sonra bana dediler ki: “Andrew Brunson’ı öldürmen gerek”. Ben bu teklifi kabul etmedim. Bu iş için para da teklif etmemişlerdi. Ama biz beraberdik. Ak Parti kamuoyundaki imajını güçlendirmek istiyordu ve FETÖ ile kavgası vardı. Bu yüzden benim gibi adamları kiralayıp savaşa göndermek istiyordu.” “– Brunson’ı öldürmenizi sizden kim istedi?” diye gazeteci soruyor? “– Ak Parti, Ak Parti istedi. İzmir’den önemli siyasetçiler istedi.” diyor ve gazetede eğer Kurtuluş’un dedikleri olduysa bir egemen devlet, uluslararası tanınan üst düzey profilli bir düşmanını kiralık katil aracılığıyla ortadan kaldırmak istedi; öyle bir devlet ki bu mafya lideri ile bir zamanlar ortak çalışmışlar.” Diye gazetede yorum yapmış değerli arkadaşlar. Bunlar son derece vahim olaylar, biz bu iddiaları gündeme getiriyoruz ve açıklama bekliyoruz yetkililerden.

Human Rights Watch’un bir açıklaması var elimde, bu açıklama Türk Silahlı Kuvvetleri’nin Kuzey Irak’ta ki bombalamalarında 7 kişinin öldüğü ve 6 kişinin yaralandığına dair bir bilgi veriyor!

ve sivillerin öldüğüne dair, sivillerin zarar gördüğüne dair bilgiler veriyor Human Rights Watch (İnsan Hakları İzleme Örgütü) Türk Silahlı Kuvvetleri’nin bombalamalarında sivillerin kayıp olduğunu belirtti, savaş yasaları tarafların sivil operasyonu desteklemek için askeri operasyonla desteklemek için sürekli dikkat etmelerini ve sivil zarar ve sivil nesnelere zarar gelmesini önlemek durumundadır, mümkün olan tüm durumları almalıdırlar sivillere zarar gelmemelidir bu önlemler arasında saldırı nesillerinin siviller veya sivil nesline değil askeri hedefler olduğunu doğrulamak için mümkün olan her şeyin yapılması ve koşullar elverdiğinde sivillere ön uyarı verilmesi yer almaktadır diyor. Savaş yasaları sivillere kasıtlı gelişi güzel, orantısız saldırıları yasaklamaktadır, Türkiye saldırıların yasal olup olmadığını teslim etmek için tarafsız, kapsamlı ve şeffaf soruşturmalar yapmıştır. İnsan Hakları İzleme Örgütü, daha önce olası savaş yasaları ihlalleriyle ilgili herhangi bir soruşturmadan habersiz silahlı kuvvetler eğer ki böyle bir soruşturma yapmışsa habersiziz diyor. Türk makamları, mağdurları bu tür saldırılardan dolayı eğer mağdur olmuşlarsa tazmin etmelidir diyor Human Rights Watch. Savaş yasaları, sivillere yönelik bilinen tehlikenin beklenen askeri kazancı aştığı saldırıları yasaklamaktadır. Diyor, Human Rights Watch’un bu açıklamaları da son derece önemli çünkü insan hakları savunucusu bir siyasetçi olarak bu tür çatışmalarda sivil ölümlerin çok önemli olduğunu ve bütün bunların hassasiyetle takip edilmesi gerektiğini söylüyoruz bir insan hakları kuruluşu bu konuda açıklama yapmış ve bu saldırılar sırasında sivillerin zarar gördüğünü söylüyor, konunun araştırılması ve objektif ve ayrıntılı bir açıklama yapılmasını bekliyoruz iktidardan.

İktidar gözünü dağ keçilerinin avına dikmiş, onları öldürtmeyi planlıyor!

Bakın biz insanlardan bahsediyoruz, insanların ölümünü engellemekten bahsediyoruz ama iktidar gözünü dağ keçilerinin avına dikmiş, onları öldürtmeyi planlıyor ve bunun üzerinden para kazanmayı düşünüyor. Çeşitli illerdeki dağ keçileri av izinleri kamuoyunun baskısı sonrasında iptal edildi, âmâ şu anda iptal edilmeyen dağ keçisi av turizmi uygulaması Bingöl’de halen uygulanıyor. Bakın elimdeki belge Bingöl’de ki dağ keçilerinin avlanması ile ilgili bir izin ,işte yabancılar gelecek, orada av sporu yapacak, dağda kendi halinde dolaşan masum keçileri vurarak mutluluk kazanacak işte hem kendisi mutlu olacak keçilerin başında silahıyla poz verecek, dağın başında bir keçi ne güzel öldürdüm diye caka satacak, Türkiye bundan para kazanacak böylesine bir cinayet ile maalesef iktidarda kasasını dolduracak, bakın burada 2020-2021 av yılı diyor,1 Nisan 2020-31 Mart 2021’de av turizmi uygulama talimatı; bu Bingöl’de şuanda bakın Anadolu Yaban Koyunu,Ceylanlar,Çengelboynuzlu dağ keçisi,Karaca,Melez Yaban Keçisi, Kızıl Geyik, Yaban Keçisi, Tekeler, Hatalı Boynuzlu Şelek, Yaban Domuzu gibi bunların ne zamana kadar avlanabileceğini ki daha çok işte 2021’in Mart’a kadar bu avlanma izinleri verilmiş, Bingöl’de arkadaşlar, bakın bazı illerde durdurulabildi ama Dersim’de durduruldu, Bingöl’de bu mevzuat geçerli kamuoyuna çağrı yapıyorum dağ keçilerini kurtaralım arkadaşlar. Hani insanları insanlara yaptığı zulüm bitmiyor, iktidar bir de hayvanlara zulüm yapıyor, masum keçilerin kanı üzerinden, canı üzerinden para kazanmaya çalışıyor, Dersim’de bu av yasakları iptal edilmişti, gözden kaçmış Bingöl’de ki duruyor tüm kamuoyunu bu konuda duyarlılık göstermeye davet ediyorum değerli arkadaşlar.

Fatma Yılmaz düşman hukuku ve intikamcı anlayış ile işine başlatılmıyor!

Bakın hukuksuzluklar her yerde devam ediyor, bana gelen bir başvuru hakkında size bilgi vermek isterim, güvenlik soruşturmaları tam bir zulüm aleti oldu bakın o kadar keyfi işler yapılıyor ki diyor ki şahıs bana başvurusunda:” Kardeşim Fatma Yılmaz İŞKUR’a ataması yapıldı ancak işe başlatmıyorlar. İki yılı aşkın zamandır kız kardeşim İŞKUR’a atandı ancak işe başlatmadılar. Anayasa Mahkemesi güvenlik soruşturması ile ilgili yürütmeyi durdurma kararı verdi, idari mahkemesine dava açtık davayı esastan kazandı yine olmadı, hala başlatmadılar. Güvenlik soruşturmasında olumsuz karar vermişlerdi. Her gün telefonun başında belki bugün ararlar gel işe başla diye bekliyor. Kurumu arıyor kurum işlemlerinizi başlattık diyorlar imza bekliyoruz diyorlar.” Düşünün şu rezalete bakıyor musunuz arkadaşlar, 2 yıla aşkın zamandır kişi İŞKUR’a atanıyor ama bir türlü işe başlatmıyorlar, Anayasa Mahkemesi de İdare Mahkemesi ’de Güvenlik Soruşturmasını iptal kararı vermiş ama bu kişi idarenin keyfi gelmemiş maalesef işe hala başlayamıyor, böylesi hukuksuzlukların olduğu 2 yıldır insanların mağdur edildiği bir Türkiye’deyiz.

Mahmut Türkmen’in eşi: “Maddi ve manevi Ankara'ya gitmemiz bize çok zor oluyor. 8 yaşındaki kızım babasını cezaevinde değil de hala Ankara'da çalışıyor olarak biliyor.”

Yine bir başka başvuru bakın, insanlar son derece zor durumda bırakılıyor mahpuslar ve yakınları bize başvuran mahpus yakını kendi ailevi zor durumunu şöyle anlatmış:” Eşim Mahmut Türkmen Sincan Kapalı Cezaevi 1 No’lu L Tipi Kapalı Cezaevi’nde kalmaktadır. 07.09.2016 tarihinden bu yana eşimden ayrıyız. 3 çocuğum var maddi ve manevi Ankara'ya gitmemiz çok zor oluyor. Kapalı görüşü bırakın açık görüşlere bile düzenli gidemiyoruz. Çocuklarım babalarını göremiyor. İlgili makamlara hem benim hem eşimin yazdığı dilekçeler maalesef dikkate alınmadı. Eşimin en azından Bursa veya yakın bir cezaevine nakli maddi manevi bizim için çok iyi olacak. 8 yaşındaki kızım babasını hala Ankara'da çalışıyor olarak biliyor. Oğlum üniversiteye kızım liseye başlayacak babalarını görmemek çocuklarımı etkiliyor. Eşimin anne ve babası yaşlı, eşim annesini cezaevine girdiğinden beri 4 yıldır göremedi ve 4 yıldır nakil yapın diyoruz Bursa’ya ama bir türlü olmuyor diyor.” insanları bakın ne kadar zor durumda bırakıyor, çoluk çocuğu babanın nerede olduğunu bilmiyor, anne 4 yıldır hapisteki oğlunu göremiyor, maddi manevi büyük perişanlık çekiliyor çok basit belki bir nakil meselesi ile bu zorluklar en azından belki aşılabilecek ama öylesine zorbalıkların keyfiliklerin yaşandığı bir yerdeyiz ki maalesef bu sıkıntılar devam ediyor.

OHAL döneminde annelerin çoğunlukla tutuklu yargılandı, çoluk, çocuğunun perişan oldu!

Biz anne baba tutukluluklar hasta tutuklular ve cezaevi hak ihlalleri ile ilgili bilgileri size vermeye devam edeceğiz arkadaşlar, her hafta size Türkiye’de yaşanan çok ağır dramları anlatıyoruz ve bu hafta da anlatmaya devam edeceğiz bakın size Türkiye halkının çektiklerini, çocukların, annelerin, babaların çektiklerini belgeler, fotoğraflar eşliğinde anlatıyorum. Bir anne tutuklu olarak yargılanıyor. Biz OHAL döneminde annelerin çoğunlukla tutuklu yargılandığını, çoluk, çocuğunun perişan olduğunu hep söyledik ve maalesef de söylemeye devam ediyoruz çünkü son hızla tutuksuz yargılanabilecek anneler çocuklarından ayrılıyor, çocuklar perişan oluyor, hamile kadınlar cezaevlerinde, lohusa kadınlar cezaevlerinde en acımasız uygulamalara maruz kalıyor.

Hatice B. İsimli kadın Şanlıurfa’da tutuklandı,3 ve 8 yaşlarında 2 çocuğu var, Çocuklara başkası bakıyor şu an Korona tedbirleri kapsamında sadece 1 kişiyle camdan görüşebiliyor bu kadın çocuklarını göremiyor. Cezaevi şartlarından dolayı çocuklarını cezaevine götüremiyor, cezaevinde kalamıyor, çocuklar bir tarafta anne bir tarafta ve belki aylarca bu durum böyle devam edecek, bu çocuklar psikolojik sıkıntılar yaşayacaklar, anne büyük sıkıntılar yaşayacak ama maalesef kimsenin umurunda değil bütün bu mağduriyetler tutuksuz yargılamalar ile bitirilebilir ama maalesef kimsenin umurunda değil.

 

62 yaşında hasta Fatma Yurt Kur-an okuyan konu-komşuya sohbet veren bir teyze terörist diye tutuklandı!

 

OHAL Dönemi bitmedi, bitmeyen bir OHAL dönemi yaşıyoruz, OHAL ve sonrası devam eden OHAL’de yaşlılar, hastalar, çocuklu hamile kadınlar cezaevlerinde kaldı ve çok büyük zorluklar ile kaldı. Şu kadın görüyorsunuz, Kur-an okuyan 62 yaşında Fatma Yurt isimli bir teyzemiz. Kur-an okuyan konu-komşuya sohbet veren bir teyze imiş. Bana yazdığı mektupta bunları anlatıyor, ben başka bir şey bilmem biraz kur-an bilirim, konu komşuya kur-an okurum başka da yaptığım bir şey yoktu, bundan dolayı tutuklandım ve cezaevindeyim aylardır tutukluyum ve perişan durumdayım diyor. Birçok hastalığım var ve cezaevi koşulları bana uygun değil, düştüm kolumu kırdım diyor, çatlak koluma rağmen Manisa’dan İstanbul’a rağmen mahkemeye götürüldüm, yalvardım Manisa’dan İstanbul’a mahvolurum ben bu sıcakta yollarda, hayır dediler seni illa İstanbul’a götüreceğiz, bu kadıncağızı çatlamış koluna rağmen, koluna da kelepçeyi vurarak Manisa’dan İstanbul’a götürmüşler. Çatlak kolum diyor, yemek yerken, namaz kılarken kelepçeliydi, dönüşte 14 gün karantinadayım, yalnızım koğuşta kimse yardım etmiyor,50 derece sıcakta size ağlayarak bu mektubu yazıyorum diye bana böyle bir mektup göndermiş biz de onun duyulmayan sesinin tercümanı olmak istiyoruz, bu zulümleri tüm kamuoyuna hatırlatmak ve bunların unutulmayacağını söylemek istiyoruz.

 

Cezaevlerinde Korona fırsatçılığı var!

Cezaevinde çok fazla fırsatçılık var. Her hak kısıtlanıyor. Van F Tipinde parası olmayan dezenfektana ulaşamıyor, Van F  Tipinden bize mektup geldi, oradaki mahpuslar aylık hak ihlalleri raporları düzenliyor, son derece düzenli tertipli olarak, meclis İnsan Hakları Komisyonu Üyesi olan bana aylık hak ihlalleri raporlarını gönderiyorlar ve buradan da tüm kamuoyuna duyurmak benim vazifem çünkü ağır hak ihlalleri olduğunu görüyoruz bakın bu insanlar cezaevlerinde Korona fırsatçılığı olduğunu, tecrit içinde tecrit olduğunu söylüyorlar, Van F Tipinde toplatılması olmayan yayınların verilmediğini, sohbet hakkının kısıtlandığını, tek kişilik hücrede tecrit içinde tecrit olduğunu mektupların engellendiğini keyfi disiplin cezaları verildiğini söylüyorlar. Düşünün zaten F Tipinde çok zor koşullardasınız ve Korona’dan dolayı artı bir fırsatçılık yapılarak sizin haklarınız ihlal edilmeye çalışılıyor, sohbet hakkınız, kitap okuma hakkınız, koli ile eşya edinme hakkınız ve diğer bir çok hakkınız ihlal edilmiş oluyor ve Adalet Bakanlığı yetkilileri de hiç çekinmeden utanmadan işte cezaevlerinde son derece adil uygulamalar yapılıyor diyor, biz bu tür hamasetlere karnı tok olan insanlarız konuyu hep böyle bilgi ile belge ile somut gerçekliklerle açıklıyoruz, yakından takip ediyoruz, kimse bizi kandıramaz onu da net söyleyeyim gerek Adalet Bakanlığı gerek Ceza Tevkifişleri Genel Müdürlüğü’ne tekrar hatırlatıyorum, cezaevlerinde çok kötü insan hakları ihlalleri yaşanmakta, bunu yarın öbür gün her insan yaşayabilir, şu veya bu veya o yaşadığı için söylemiyoruz biz insanız yarın öbür gün bizler de cezaevine girebiliriz ve orada hak ihlallerine uğrayabiliriz o yüzden şu gündeme getirdiğimizi herkes yarın öbür gün kendi başına gelebilecek gibi düşünsün arkadaşlar.

 

Ahmet, Mehmet, Hasan’ın başına gelmiş banane derseniz, bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın derseniz bu dünyada kötülükler zulümler ihlaller bitmez ve yarın öbür gün dönüp gelir bumerang olarak sizi de bulur değerli arkadaşlar.

 

 

Dışarıda neredeyse her şey normalleşti, cezaevlerinde pandemi çok kötüleşiyor gibi bir hava estiriliyor aslında biz cezaevi dışında her şeyin biraz normalleşmeye başladığını duyuyoruz ama marttan beri cezaevlerinde aynı hava estiriliyor deniliyor. Tecrit içinde tecritteyiz diyor bari bayramda bir normalleşme olsun, bayram görüşleri başlasın deniliyor, mahpusların bu isteğini biz yoğun bir şekilde gündeme getirdik ve bayramda en azından bir kişi değil 2 kişilik bayram görüşleri olacağı haberini de aldık bunu da önemli bir gelişme olarak görüyoruz biz bu konuları yoğun bir şekilde gündeme getiriyoruz, bayramda 2 kişinin bayram görüşü yapacak olmasını da bizim mücadelemizin bir yansıması olduğunu düşünüyoruz.

 

Bakın Sivas Cezaevi’nde neler yaşanıyor biliyor musunuz? Sivas Cezaevi’nde 12 gündür sular akmıyor arkadaşlar, mahkûmlar perişan durumda, mahpuslar perişan durumda. Düşünün yani bu bir 21.Y.Y.’da ki bir cezaevi gibi düşünüyorsunuz, âmâ adeta taş devri şartlarındaki bir zindandan bahsediyoruz çünkü düşünün bu sıcaklarda 12 gün boyunca suyunuzun akmadığını düşünün hani akıl almaz bir şey ve maalesef bunlar cezaevlerinde yaşanıyor, Kandıra Cezaevi’nde de yine aynı şey geçerli bize çok aralıklı suların verildiği yönünde Kandıra Cezaevi’nden de şikayetler var, âmâ Sivas Cezaevi’ndeki hakikaten çok kötü.

Bakın afaki konuşmuyorum her şeyimiz bilgi ve belgeli Sincan 2 No’lu’dan yeni tahliye oldum diyor, inanın Allah’a; mahkumlar per perişan durumda, C-6 koğuşunda yatıyordum hemen yanımızda hasta koğuşu var, gardiyanlar sırf zile bastılar diye,40 tane gardiyan içerdekilere zulm ediyor, revir hakkımız çok kısıtlı,28 kişilik koğuşta 54 kişi yatıyorduk diyor.

 

Geçici işçiyi ondan habersiz Ak Partiye üye yapmışlar!

Parti devleti uygulamalarına bir örnek veriyorum arkadaşlar. Bakın nasıl inanılmaz bir uygulama: "Sayın Vekilim geçen sene İŞKUR aracılığıyla 6 aylık TYP Personeli olarak belediyeye de çalıştım ve dün bana gelen bir mesajla AKP İlçe Teşkilatı benden alıp beni partiye üye yapmış. Belgeleri de burada bakın. Belki ben partiye üye olmak istemiyordum?" diyor. Sadece İŞKUR aracılığı ile 6 aylık TYP personeli olarak belediyede çalıştım bilgilerimi vermiştim ve AKP İlçe Teşkilatı herhalde oralardan almış beni diyor, bilgim ve isteğim dışında AK Parti üye etmiş. Kendisine gelen mesajı açıklamış, AK Parti yetkilileri diyor ki:” Sayın Ahmet ..., üyelik işleminiz başarı ile gerçekleştirilmiştir, AK Partimize Türkiye’nin en büyük ailesine hoş geldin.” Diye bir mesaj yollamış. Biz bununla ilgili haberleri çok yerden aldık, çeşitli illerde bununla ilgili suç duyuruları da yapıldı arkadaşlar, Van’da yapıldığını biliyorum, birçok yerden bu haberleri alıyoruz, iktidar tamamen bir parti devleti, devlet partisi halinde istediği şeyi yapıyor, istediği gibi esip gürlüyor, insanları kendi üye sayısını arttırmak için kendisine bilgisi olmadan üye yapıyor, bu inanılmaz uygulamalarına devam ediyor.

 

Kürtçe Öğretmenleri haklarını alamıyorlar atanamıyorlar çok zor durumdalar!

Bakın Kürtçe öğretmenlerinin bir isteğini size aktarmak isterim. Kürtçe Öğretmenleri İnisiyatifi bana bunu gönderdi ve ne diyor bu arkadaşlarımız. Kürtçe öğretmenlik dilleri açıldı ve yüzlerce öğrenci bu bölümlerden lisans diplomalarını pedagojik formasyon ile birlikte mezun oldular, her sene 100 öğrenci mezun olmaya devam ediyor ama iş bulabiliyorlar mı? Bakın ne diyor inisiyatif: “Mili Eğitim Bakanlığı ise seçmeli Kürtçe dersi için senede 2-3 kontenjan ayırmakta ve buna göre atama yapmaktadır. Seçmeli ders ile ilgili diğer kısıtlamalar da kamuoyunun malumudur. Bu durum en temel hak olan anadil hakkından yoksun Kürt öğrencilerin seçmeli ders dahi olsa kendi dillerinden eğitim alamamalarına sebebiyet vermemektedir, Milli Eğitim’in atama ve seçmeli ders uygulamaları hakkının kullanılması fiilen ortadan kaldırmaktadır, bahse konu olan bölümlerde mezun Kürtçe öğretmenleri olarak hükümetten ve Milli Eğitim Bakanlığı’ndan Kürtçe seçmeli dersi için öğretmen atamalarında kontenjan sayısının arttırılmasını, Kürtlerin yoğun yaşadığı illerindeki tüm özel okul, kreş ve kolej gibi eğitim kurumlarının programlarında Kürtçe ’ye zorunlu ders olarak yer verilmesinin sağlanmasını, Kürt dili ile ilgili ayrımcılığın ortadan kaldırılarak Kürtçe anadilde eğitimin önündeki tüm engellerin kaldırılmasını talep ediyoruz. “Diyor. Kürtçe Öğretmenleri İnisiyatifi. Evet maalesef bakın düşünün her yıl 100 kişi mezun oluyor ama 2-3 tane kontenjan belirleniyor ve seçmeli ders hakkı konusunda çok kısıtlı Kürtçe konuşan bölgelerde bile son derece kısıtlı seçmeli ders hakkı tanınıyor ve bu öğrenciler okudukları okul sonrası herhangi bir işe giremiyorlar, büyük bir mağduriyet yaşıyorlar.

 

Cudi Lice Yanıyor! Türkiye’de bağırışın önü bu şekilde açılmaz, çatışma ile yangınlara izin vererek barışın önü kesinlikle açılmaz!

Yine bakın şu anda Cudi dağlarında, Lice dağlarında yangınlar var ve bu yangınlar söndürülmüyor, biz günlerdir Cudi dağlarındaki, Lice dağlarındaki ormanlarındaki bu yangınların söndürülmesi gerektiğini söylüyoruz, etkin önlemler alınmıyor yangınlar devam ediyor bilerek mi devam ettiriliyor buradan sormak istiyoruz? Lice mülki amirliklerine ve bölgedeki tüm mülki amirliklere bu soruları soruyoruz bir an evvel bu bitkilerin, hayvanların, canların, doğanın kavrulduğu şu sıcak günlerde devam eden yangınların durması gerektiğini söylüyoruz iddialar top atışları sonucunda o bölgede ağaçların ateş aldığı ve yangının devam ettiği ve bu yangının bilerek söndürülmediği yönünde iddialar var, vahim iddialar var, Türkiye’de bağırışın önü bu şekilde açılmaz, çatışma ile yangınlara izin vererek barışın önü kesinlikle açılmaz bunları söylemiş olalım arkadaşlar.

 

Çin’den parayı alan Uygur Türklerinin Çin’de yaşadıkları hakkında susuyor. Filistin’de Türkiye gibi Doğu Türkistan davasını satıyor!

Evet parayı alan Uygur Türklerinin Çin’de yaşadıkları hakkında susuyor. Maalesef bunlardan birisi yine zulme uğrayan Filistin. Filistin’in başkanı Mahmut Abbas Çin yetkililerine yaptıkları uygulamalar için teşekkür ediyor, neden? Çünkü maddi menfaati var, Türkiye iktidarının olduğu gibi. Biz de bunu söylüyoruz hem Türkiye için hem Filistin için parayı alan Uygur Türkleri için ya susuyor ya teşekkür ediyor, Filistin başkanı Abbas, özellikle pandemi sürecinde Çin'den birçok yardım aldıklarını ve bundan dolayı Çin’e teşekkür borçlu olduklarını ifade etmiş.

 

KHK’lı ihraç hâkim, savcıları vatandaşlıktan da çıkardılar herhalde diyorum. Bazen böyle uygulamalar geliyor, UYAP’da ihraç hâkim ve savcılar hafta sonu UYAP’dan çıktılarını giremediklerini gördüler, erişim yetkiniz bulunmamaktadır, diye bir ekran görüntüsü çıkıyordu bu tür uygulamalar da maalesef devam ediyor.

 

Hamile tutukluların hastaneye doğum için götürüldüklerinde ailelerinden birilerinin refakatçi olmasına müsaade edilmeme durumları %96,8!

Yine bitmeyen OHAL’de başka neler yaşanıyor: Hamile tutukluların hastaneye doğum için götürüldüklerinde ailelerinden birilerinin refakatçi olmasına müsaade edilmeme durumları %96,8 imiş! Bu nerede geçti? Bizim geçtiğimiz haftalarda açıkladığımız, Hal’in Toplumsal Maliyetlerinin 3. Yıl raporumuzda bir bilimsel OHAL'in 3. yılı toplumsal maliyetleri raporumuzdan istatistik olarak geçti düşünün ne kadar vahim bir durum. Bir kadın olarak doğuma gittiğinizi düşünün, mahpussunuz ve yanınıza en azından annenizi refakatçi olarak istiyorsunuz ama yanınıza refakatçi verilmiyor, doğum öncesi ve sonrası bir kadının en zor anlarıdır ve yanında bir refakatçisi olması gerekir ama refakatçi bana verilmedi diyenlerin oranı %96,8 imiş. Yani düşünün ne kadar vahşi bir şekilde bir OHAL dönemi yaşadığımız ve halen yaşamakta olduğumuz ortaya çıkıyor, bunlar son derece insani durumlar, ben yaşamadım banane kimse demesin yarın öbür gün bunu herkes yaşayabilir çünkü zulme karşı sessiz kalmak bunları insana yaşatır.

 

Kadınlar kelepçe ile doğum yapıyor!

OHAL Döneminde cezaevleri hamile bebekli anneler ile doluydu. “Doğum yapan bir kadının çocuğunu kaybettiğini, bir başka kadının düşük yaptığını, bir başka kadının prematüre doğum yaptığını, yine bir kadının kelepçe ile doğum yaptığını duydum.” Diyor OHAL raporumuzda, geçen bir ifade bu. OHAL’in Toplumsal Maliyetlerinin 3. Yıl raporumuz Türkiye’de son 4 yılda yaşanan vahim, vahşi iktidar uygulamalarının ne olduğunu gayet vicdanları sızlatan bir şekilde ortaya seriyor, işte binlerce, on binlerce ifadeden birisi sadece bu cezaevlerinde neler yaşandığına dair bir belge. Bütün bunlar tarihe bir kayıt olarak düşüyor. “Çocukları ile cezaevinde olan birçok anne var. Çocukların ağlama sesleri hâlâ kulaklarımda çınlıyor.” “Çok üzülüyorum. Hastanede kelepçe ile doğum yapan ve doğum yaparken kapıda polislerin beklemesi ne kadar kötü ve vicdansız bir davranış. Bu bir Zulüm diyor.” yine bu da OHAL’in 3. Yılı Toplumsal Maliyetleri raporumuzda geçiyor. Bütün bunları biz unutmadık, unutturmayacağız arkadaşlar! Bunlar sıradan hadiseler değil, zulmen yaşatıldı insanlara ve yaşatılmaya da devam ediyor, bütün bunları bilgi, belgeleri ile biz OHAL’in Toplumsal Maliyetleri raporlarımızda topluyoruz yarın öbür gün bütün bunların hesabı da sorulacak, kimse bundan merak etmesin bu konuyu.

9 aylık bir bebeği vardı, tutuklandı!

9 aylık bir bebeği vardı, tutuklandı diyor ve 10 ay boyunca tutuklu kaldı, Dışarıda kalan çocuğun tutuklu anne ile olan bağı zayıfladı. Çocuk açık görüşlerde annesine gitmek ve onunla özlem gidermek yerine teyzesinin kucağından iniyordu bu anneyi daha da derinden yaralamıştı." Yine bu OHAL’in 3. Yıl Toplumsal Maliyetleri raporumuzda geçiyor.

 

8 kişilik bir koğuşta 25 kişi kaldım!

“Ben bir erkek olarak 8 kişilik bir koğuşta 25 kişi kaldım. Hamile ve çocuklu bayanların böyle bir ortamda neler yaşadığını düşünemiyorum. Ağaç yok, çiçek yok, hava yok, su yok. Bebek ve annesi için çok sıkıntılı bir ortam.” Yine raporumuzda geçiyor.

 

6 bebekli ve emzikli anne sütten kesildi!

14 günlük nezaret süresinde benimle beraber gözaltına alınan, 6 bebekli ve emzikli anne sütten kesildiler. Göğüslerindeki sütleri gözyaşları ile beraber lavaboya akıttılar.” “20 gün önce doğum yapıp tutuklanan biri vardı.” 3. yılında OHAL raporumuzdan yine bir kesit sunduk size bu zalimliklere dair.

 

Cezaevinde iken her gün bekar olduğuma şükrettim!

Bitmeyen OHAL’de ne acılar yaşandı? Kelimeler buna kifayetsiz kalıyor ne yazık ki. Cezaevinde iken her gün bekar olduğuma şükrettim. Her gün hem de. O betonlar arasında bebekleri düşündükçe göğsüme bir dünya yük biniyor. Dudaklarımı ısırıyorum.” Diyor bir kadın OHAL raporumuzdaki ifadelerinde.

 

Sağlık personeli kendisine terörist diyerek hakaret etti, muayene etmek istemedi!

Yine bir başka ifade raporumuzdan: "İlk kez hamilelik yaşayan insan olarak, bebek için ilk doktor kontrolüne gittiğinde kelepçeli ve jandarmalarla görünce herkesin kendisine baktığını sağlık personelinin kendisine terörist diyerek hakaret ettiğini, muayene etmek istemediklerini ağlayarak anlatıyor."

 

Çocuk ranzadan düşerek beyin sarsıntısı geçirdi!

Yine raporumuz şunu söylüyor:” Bitmeyen OHAL'de cezaevleri bebekle doldu! "Daha sonraki süreçte koğuşumuzdaki bir arkadaş, annesinin yanında kalmakta olan 2 yaş kızını yanına aldı. Annenin tüm itinasına rağmen çocuk ranzadan düşerek beyin sarsıntısı geçirdi.8 aylık diğer bebek de ranzadan düşmüştü. “Diyor.

 

Gözaltındayken sütünü lavabolara dökmüş sonrasında da üzüntüden sütü kurumuş kadınlar vardı!

Bakın OHAL Raporumuzda ki şu ifadeyi size anlatarak yüzlerin kızarıp kızarmayacağını soruyorum:” Koğuşumuzda 2 tane hamile vardı. Her an koğuşta doğum yapacak diye korkuyorduk. 9 aylık ikizleriyle karı koca tutuklanan bir kadın vardı. Doğum günlerini kutladık bebeklerin. Gözaltındayken sütünü lavabolara dökmüş sonrasında da üzüntüden sütü kurumuş kadınlar vardı." Diye anlatıyorlar OHAL’de ki cezaevlerinde yaşananları.

 

Aylar boyu soğuk beton avluda oynamaya çalıştılar!

Yine raporumuzdan bir başka bölüm: "4 aylık hamile bir bayan vardı, tutuklanmıştı. Bebek kontrole ilk gidişinde muayene olamamıştı ve tekrar aynı ortama aynı aşağılayıcı şekilde götürülmek zorunda kalmıştı. 1,5 yaş çocuklar vardı, aylar boyu soğuk beton avluda oynamaya çalıştılar. Çok sık hasta oldular."

 

Kimi anneler mama, bez temin edemedi cezaevi şartlarında!

"Doğum esnasında kelepçeler elinden çıkarılmayan annelere şahit olduk. Doğumdan hemen sonra sağlıksız ortam olarak bilinen kalabalık koğuşlara gönderildi lohusa anneler ve bebekleri. Kimi anneler mama, bez temin edemedi cezaevi şartlarında."

 

Semih Adak 27 yaşında 2 çocuk babası Sivas açık cezaevindeydi ve infaz yasasının kendisine vurmamasından dolayı bunalıma girerek intihar etti!

Bakın bütün bunları söyledikten sonra Semih Adak isimli açık cezaevinden izinli olarak kişinin infaz indirim yasasında kendisine hak tanınmadığı için maalesef izindeyken bu bunalımdan dolayı intihar ettiği haberini aldık. Semih Adak 27 yaşında 2 çocuk babası Sivas açık cezaevindeydi ve infaz yasasının kendisine vurmamasından dolayı bunalıma girerek intihar etti ve bununla ilgili bir mektup bıraktı. Mektup şu anda savcılıkta, biz mektubun bu yasaya isyanla dolu olduğunu biliyoruz ve mektubun aileye verilmesi halinde mektubu tekrar gündem edeceğiz.

 

Âdem Girgin OHAL Döneminde işini yapmadığı için hayatını kaybeden insanlardan birisi oldu!

OHAL Döneminde mesleğinden ihraç edildiği için başka işlerde çalışırken meslek kazaları yüzünden hayatını kaybeden çok kişi oldu. Şu gördüğünüz kişi Âdem Girgin 32 yaşında bir öğretmendi, KHK ile işinden ihraç edildi bu öğretmen ve sonrasında köyüne dönüp çiftçiliğe başladı, bilmediği bir iş ile uğraşıyordu, Buğday makinesinden fırlayan bir parçanın başına isabet etmesi sonucu hayatını kaybetti maalesef değerli arkadaşlar. OHAL Döneminde işini yapmadığı için hayatını kaybeden insanlardan birisi oldu.

 

Mehmet Emincan Yunus Damollam Çin zindanlarında hayatını kaybetti!

Yine bakın Doğu Türkistan’dan bir örnek veriyoruz. Bir alim daha Doğu Türkistanlı bir Uygur Türkü Çin zindanlarında hayatını kaybetti genç yaşta. 56 yaşındaki Mehmet Emincan Yunus Damollam Çin zindanlarında hayatını kaybetti. Hapislikten sonra kendisinden haber alınamamıştı. Oğlu kamuoyuna bu olayı haber verdi. Şüpheli bir ölüm nasıl öldüğü hakkında da Çin yetkilileri bir açıklama yapmadı.

 

Şerif Mesutoğlu’na verilen karara kaymakamın babası ve erkek kardeşi dahi isyan ediyor!

Şerif Mesutoğlu tekrar hatırlatıyoruz. Urfa Siverek Cezaevinde Kaymakam Muhammed Safitürk davasında bomboş bir dosyayla müebbet hapse ilan edildi evet Yargıtay cezayı onadı ama bu vicdanların kabul ettiği bir ceza değil, gün gelip bu cezanın Anayasa Mahkemesi’nde iptal edilmesi gerektiğini düşünüyoruz çünkü bomboş bir dosya ile siyasi bir karar verildi ki bu karara kaymakamın babası ve erkek kardeşi dahi isyan ediyor.

 

Av. Selçuk Kozağaçlı ve diğer savunanları savunmaya biz de devam ediyoruz!

Av. Selçuk Kozağaçlı cezaevindeki günleri devam ediyor ve zulmen avukatlık yaptıkları için cezaevinde zulüm görmeye mahpusluk yaşamaya devam ediyorlar, savunanları savunmaya biz de devam ediyoruz ve savunma mesleğinin kısıtlanmaması gerektiğini söylüyoruz.

 

Ebru Timtik ve Aytaç Ünsal açlık grevlerini devam ettiriyorlar.

Dün önemli bir gelişme oldu İstanbul 37. Ağır Ceza Mahkemesi sonunda önemli bir karar aldı, Ebru Timtik ve Aytaç Ünsal’ın Adli Tıp Kurumu’nda muayene edilmesi ve eğer gerekirse tahliye edilmesi yönünde bir yol açmış oldu. Bu önemli bir karar biz bu kararın bir an evvel uygulamaya geçmesi, adli tıp kurumunda muayenenin gerçekleşmesi gerektiğini ve mağduriyetin bitmesi gerektiğini, açlık grevinde olan bu insanların ölmemesi gerektiğini söylüyoruz değerli arkadaşlar.

 

Kırşehir Cezaevi’nde ki mahpusları hatırlatıyoruz. Kırşehir Cezaevi’nde onlarca mahpus açlık grevinde, Çetin Yıldız onlardan birisi ve onun arkadaşları açlık grevinde çok zor durumdalar.

 

Şakran Cezaevi’nden Özgür Karakaya açlık grevinde!

Şakran Cezaevi’nden Özgür Karakaya bana bir lamba resmi çizmiş ve zulmen hapsedildiğini, elindeki lamba ile adalet aradığını anlatmış, yaptığı resminde adalet arıyorum diyor ve bunun adaletsizliği protesto etmek için açlık grevindeyim diyor.

 

Mehmet Bal nerede?

Batman’lı Mehmet Bal hala İstanbul’da bulunamıyor, başka bir yerde de bulunamıyor. İstanbul’da kaybolmuştu aniden, aylar geçti halen Mehmet Bal’dan haber yok yetkililerden açıklama bekliyoruz.

 

Gökhan Türkmen’in duruşmaları halen kapalı yapılıyor. 9 ay boyunca polis yelekli kişiler tarafından kaçırıldığını ve işkence yapıldığını söyledi mahkemede, bundan sonrasında mahkemesi kapalı hale getirildi, hiç kimse giremiyor işkenceye uğradığını söyleyen bu kişinin mahkemesi kapalı yapılıyor,

 

Yasin Ugan 6 ay boyunca işkenceye uğradığını devlet görevlileri tarafından uğradığını söylüyor ve mahkemesi kapalı yapılıyor bunlar olacak işler değil ama biz TBMM’den bu ihlalleri ve bu garip olayları, garip yargılama usullerinde eleştiriyoruz.

 

Gülistan Doku’nun bir an evvel bulunmasını istiyoruz, baraj gölünün boşaltılma ameliyesinin başlatıldığını duyduk ve bir an evvel Gülistan Doku’nun bulunmasını bekliyoruz.

 

Hürmüz Diril nerede?

Yine Süryani 2 vatandaşımız kayıp. Hürmüz Diril eşinin cesedi bulunmuştu, Hürmüz Diril şu gördüğünüz erkek kişi maalesef halen bulunmuş değil bu kadının cesedi bulundu ama eşinin hala Hürmüz Diril’in hiçbir varlığına rastlanmadı, hiçbir yerde gereken hiçbir araştırmada yapılmıyor maalesef.

 

Yusuf Bilge Tunç 1 yıldır yok bu skandal Türkiye’de yaşanıyor. 21.Y.Y.’da bir kişinin kaçırılması ve 1 yılı bulması Türkiye’de yaşanıyor, bir utanç hadisesidir!

Yusuf Bilge Tunç bakın 1 sene önce 6 ağustosta kaçırıldı, bunu iyi biliyoruz, kaybedildi. Her akşam evine eğer gelmezse haber veren kişi 6 Ağustos günü aniden ortadan kaldırıldı buharlaştırıldı nerede olduğu bilinmiyor ne ölüsü ne dirisi bulunuyor, kimse bir açıklama yapmıyor, ulusal yetkililer bir açıklama yapmıyor, Birleşmiş Milletler ’in AİHM’in sorduğu sorulara cevap verilmiyor ve 1 yılı buluyor arkadaşlar. Önümüzdeki günlerde 6 ağustosta 1. Yılını dolduracak düşünün 1 kişi kaybedilmiş, eşinizin bir anda akşam eve gelmediğini düşünün,1 yıl boyunca haber alamadığınızı, belli ki birileri tarafından götürülüp bir yerlerde tutulduğunu biliyorsunuz ve gece gündüz ağlıyorsunuz, çoluk çocuk perişan anne baba perişan durumda ve halen Yusuf Bilge Tunç yok bu skandal Türkiye’de yaşanıyor. 21.Y.Y.’da bir kişinin kaçırılması ve 1 yılı bulması Türkiye’de yaşanıyor, bir utanç hadisesidir ve halen devam ediyor arkadaşlar. Kabul edilecek bir durum değil, biz yetkililere defalarca soru önergeleri verdik ve açıklama yapmalarını istedik ama halen bu konuda bir açıklama yok değerli arkadaşlar. Bugün basın toplantımız bu kadar hepinize teşekkür ediyorum. Gündeme getirdiğimiz tüm bu konuların kamuoyuna etkili bir şekilde duyurulmasını devam edeceğimizi söylüyorum.

 
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Buse Narcı Bodrum'da Görüntülendi
Buse Narcı Bodrum'da Görüntülendi
Cansu Taşkın: Son Model Araba Gönderdiler Kabul Etmedim
Cansu Taşkın: Son Model Araba Gönderdiler Kabul Etmedim
Betboo yeni giriş