Baro Başkanları içeri giremiyor, milletin Meclisinin kapısına polis devleti kurulmuş durumdadır!

Hepimiz biliyoruz, Çankaya Kapısı önünde baro başkanı arkadaşlarımız günlerdir bekliyorlar, oldukça zor durumdalar. Bugün de o barikatları bile aşamıyor arkadaşlar. Bakın, dün barikatların içindeydiler, şimdi barikatları bile geçemiyorlar, oradan içeri bile alınmıyorlar, dışarıda kalıyorlar. Polisin kafasına göre takıldığını görüyoruz. Bakıyorsunuz, bir saat, baro başkanları kimliğini gösterip girebiliyor; ikinci saatte, kimliğini gösteriyor ve giremiyor; tamamen keyfiyet hâkim. Bu ne demektir? Bir polis devletindeyiz demektir, milletin Meclisinin kapısında polis devleti kurulmuş durumdadır, hâl budur. Belki maddeler kabul ediliyor ama bu kabul edilecek bir durum değil.

Baro Başkanları içeri giremiyor, milletin Meclisinin kapısına polis devleti kurulmuş durumdadır!
Baro Başkanları içeri giremiyor, milletin Meclisinin kapısına polis devleti kurulmuş durumdadır! Tugrul Demir
Bu içerik 98 kez okundu.


 

Hukukçulara dokunduğumuzda: “Bir dokunuyoruz, bin ah işitiyoruz.”

Bakın, biz hukukçu arkadaşlarımıza dokunduğumuz zaman "Bir dokun, bin ah işit." misali neler neler işitiyoruz. Avukatlar çalışma ortamlarından, adliyelerin işleyişinden, yargının siyasallaşmasından yoğun bir şekilde şikâyetçi. Şimdi, "Yargı siyasallaştı." diye yoğun bir şekilde biz söylüyoruz, herhâlde siz bunu yanlış anlamışsınız, daha da siyasallaştırma girişiminde bulunuyorsunuz.

 

KHK’lılardan 18 Bini OHAL Komisyonu karar vermediği için 4 yıldır hakkını arayacağı mahkeme bulamadı!

Şimdi, arkadaşlar, Türkiye'de o kadar vahim durumlar var ve biz baro yasası teklifini konuşuyoruz. Ya, Türkiye'de insanlar yargıya kavuşamıyor; bakın, yanlış duymuyorsunuz, yargıya kavuşamıyor. "Ya, Ömer Bey, ne diyorsunuz?" diyeceksiniz değil mi? Bakın, ben size çarpıcı bir örnek vereceğim. Türkiye'de insanlar yargıya nasıl kavuşamıyor? OHAL döneminde ilan edilen KHK'lerle yüz binlerce kişi işinden ihraç edildi, o kişiler ne yaptılar? İdare mahkemelerine koşturdular, orası "Biz bakmıyoruz, geri git." dedi: Anayasa Mahkemesine gittiler "Biz bakmıyoruz, geri git." dediler; binlerce kişi AİHM'e gitti, orası da "Biz bakmıyoruz, geri git." dedi, altı ay boyunca ortalıkta dolaşıp durdular. Sonunda, bir OHAL Komisyonu kuruldu ve iki yıllığına kuruldu, şu anda, bakın, üç buçuk yıl oldu, daha, hâlâ 18 bin kişinin kararı çıkmış değil. Bir ülke düşünün, 2 kez art arda OHAL Komisyonun süresi birer yıllık uzatılıyor, aradan üç buçuk yıl geçmiş, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları yargıya kavuşamıyor. Bakın, biz böyle bir durumdayız, baro yasası konuşuyoruz. Şimdi, öyle yavaş gidiyor ki bu kararlar ayda 5 bin dosya bakılacaktı, şimdi üç buçuk ayda ancak 3 bin dosya bakıldı ve tahminen beş yıl sonunda bitecek, 2021 Aralık’ta bitecek ve biz dünya rekorlarını kıracağız, kendimize ait olan dünya rekorlarını kıracağız. Üç buçuk yılda değil, beş yılın sonunda ancak vatandaş yargıya ulaşacak. Cumhurbaşkanın emriyle anında görevden alınabilecek OHAL Komisyonu kararlarından sonra ancak yargıya ulaşabilecek bir kitle var karşımızda.

 

Alevi Yurttaşı FETÖ diyerek işten atmışlar! OHAL Komisyonunda: “Sen katalog evliliği yapmışsın” demişler.

İşte, bakın, ben size yine daha bugün konuştuğum KHK'lı bir mağdurdan örnek vereyim: Ne kadar OHAL Komisyonunun, bu işlerin ne kadar hukuk dışı yapıldığına dair sizde bir fikir oluşsun. Bakın, ismini de vereyim "Hiç çekinme Hocam, ismimi de ver." dedi, Kırklareli Askerlik Şubesinde çalışan, eski bir çalışan Yasemin Umar. Kendisi "Hocam ben aleviyim ama FETÖ'den ihraç edildim, ya nasıl oldu bu?" dedi. Rütbeli asker olan eşimle güya katalog evliliği yapmışım, bundan dolayı ihraç edildiğimi sonradan öğrendim. E, eşin ne oldu? Eşimi de iki yıl içeri attılar, cezaevinde boş yere yattı, sonunda mahkeme beraat verdi, istinaf bozdu, yerel mahkeme tekrar beraat verdi, istinafa yine gitti, istinaf kararını vermeden OHAL Komisyonu bana "Katalog evlilik yapmışsın." diye afaki bir kararla -bakın, gördüm hakikaten de Komisyon kararını- somut hiçbir belge yok, böyle bir kararla ret verdi diyor. İşte, memleketin hâli bu arkadaşlar, değerlendirme bu, yargının durumu bu, yargının yerine geçmiş bir OHAL Komisyonunun durumu bu, memleketteki perişanlık ortada. Biz baro yasasını konuşuyoruz.

 

Mehmet Aslan isminde yurttaş ziyarete giden avukata: "Selahattin Demirtaş'a selam söyle." dedi diye savcı iddianamede yazıyor!

Şimdi, bakın, bir başka örnek size yine: "Selahattin Demirtaş'a selam söyle." diyen bir insan suçlanıyor şu an biliyor musunuz? Mehmet Aslan. Bakın, iddianameden okuyacağım size: Demiş ki: "Çok çok selam söyle Selahattin arkadaşa." iddianamede yazıyor, bakın okuyorum: Şüphelinin yaptığı görüşmede Doğan isimli şahsın Edirne'ye gittiğini, orada silahlı terör örgütüne üye olma suçundan tutuklu bulunan Selahattin Demirtaş'a Abdullah Zeydan ve Sebahat Tuncel isimli şahısları ziyaret edebileceğini, şüphelinin bu durumu sevinçle karşıladığını ve şahısları sahiplendiği "tape" kayıtlarından anlaşılmaktadır. Bir savcı, bunu yazmış, suç bu, düşünün memleketin hâli bu, yargının hâli bu. Yargıyı böyle siyasallaştırmışsınız, bir adama selam yollamak bile suç olmuş memlekette ve daha da siyasallaştırmaya çalışıyorsunuz.

 

Ak Parti kendi lehine Baroları Siyasallaştırma derdinde!

Bakın, geçen sene biz bu zamanlar coğrafi güvence konusunu konuşuyorduk hâkimler için, öyle bir şey de gelmedi ve şu anda "Baroları daha nasıl siyasallaştırabiliriz, kendi yandaş baroları oluşturabiliriz?" tartışması var.
    

29 kişi kaçırıldı işkence yapıldı! Eskiden "Dağa adam kaldırılır." diye bir tabir vardı, şu anda da mahzenlere adam indiriliyor.

Bakın, bunları bile geçmişiz. Şu anda Türkiye'de OHAL döneminde 29 kişi kaçırılmış, bunlar uzun müddet belli olmayan mahzenlerde tutulmuş. Eskiden "Dağa adam kaldırılır." diye bir tabir vardı, şu anda da mahzenlere adam indiriliyor. Bakın, 29 kişi kaçırılmış ve hiçbir hesap sorulmamış bu konuda, takip ediyorum insan hakları savunucusu olarak. 2019'da da 7 tane kaçırılmış, bu kişilerin 50-60 kişilik polis ekibi tarafından kaçırıldığını evlerine gittiğimiz zaman, sorduğumuz zaman evlerinin olduğu tüm mahalleli anlatıyor. İçişleri Bakanına soruyoruz bize hiç inandırıcı olmayan bir şekilde "Biz de onları arıyoruz." diye cevap veriyor. Kaçırılan 7 kişiden 6'sı bir müddet sonra aniden ışınlanmış gibi Ankara Emniyet Müdürlüğü'nde çıkıyor. Bunlardan ikisi; işte, o 50-60 kişinin gördüğü kişilerden birisi, başına çuval geçirilerek 50-60 kişilik bir polis ekibinin nezaretinde bir siyah "transportera" bindirilen bir kişi, altı ay sonra Ankara Emniyet Müdürlüğü'nde ortaya çıkıyor ve daha sonra ifadesinde altı ay boyunca ağır işkence gördüğünü ve perişan edildiğini, 25-30 kilo zayıfladığını söylüyor diğer şahıssa dokuz ay boyunca ağır işkence gördüğünü söylüyor ve bu konuda ne Emniyet ne savcılık ciddi bir araştırma yapmıyor. Bırakın ulusal mekanizmaları, uluslararası kurumların sorularına bile cevap verilmiyor. AİHM ile Birleşmiş Milletler Türkiye Cumhuriyeti Adalet Bakanlığına soru soruyor "Bu kişilerin durumu nedir ne oluyor ne bitiyor?" diye, tek bir cevap bile verilemiyor çünkü yapılan hiçbir araştırma yok. Bakın, çok net, bütün belgeleri inceliyorum, böylesine bir rezaletin ortasındayız ve bunların arasında 6 Ağustos 2019'da kaçırılan 7'nci kişi ise aradan on bir ay geçmesine rağmen ortalıkta yok. Ne ölüsü var ne dirisi var. Acaba o hangi mahzenlerde işkenceye tabi tutuluyor şu anda, bunu bilmek mümkün değil.
    

Beyaz Toroslar gitti Siyah Transporterlar görevde!

Bu hiçbir yargısal kurumun konusu olmadı şu ana kadar. Bakın, dört yıldır, OHAL döneminde böyle 29 insan kaçırıldı ve kaçırılma girişiminde bulanan da birçok kişi son anda siyah Transporterlardan kurtardı. İşte Kürt illerinde oldu, Ankara'da, İstanbul'da, böyle çok vakalara rastladık. Bağırdılar çağırdılar, "İnsan kaçırıyorlar." dediler ve bu insanlar canlarını kurtardılar. Şimdi, değerli arkadaşlar, böylesi bir ortamda yaşıyoruz. Kaçırılma, işkence bir insanlık suçudur. Kime yapılırsa yapılsın insanlığın lanetlemesi gereken suçlardır ve bunu hukuken yargılamalıyız, lanetlemeliyiz arkadaşlar. Kimse de bunları sümen altı edememeli. Bütün bu vahim hadiseler yaşanırken, beyaz Torosların yerine siyah Transporterların geldiği bir ortamda bütün bunlar göz ardı ediliyor.

 

Meclis Başkanlığına İşkenceyi anlatıyorum önergemde iade ediyorlar: "Kaba ve yaralayıcı ifadeleri olan bu önergenizi kabul edemiyorum."

Biz İçişleri Bakanlığına soruyoruz soru önergelerimizle, tıs, cevap yok. Meclis Başkanlığına soruyoruz, tek bir kelime katmadan şahsın kaçırıldığı ve işkence edildiği bilgilerini içeren bir araştırma önergesi sunuyorum; adam işkencede elektrikle zıpladığını, makatına cop sokulduğunu, hunharca dövüldüğünü anlatıyor bu anlatımlarda; Meclis Başkanlığı dönüp bana diyor ki: "Kaba ve yaralayıcı ifadeleri olan bu önergenizi kabul edemiyorum." Acaba işkenceyi nasıl kibarca anlatabilirdi değerli arkadaşlar, sorarım size.
    

İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu Başkanı işkenceyi araştırmayı düşünmüyor bile!

Üyesi olduğum İnsan Haklarını İnceleme Komisyonuna götürüyorum, o da bir rapor falan hazırlamayı düşünmüyor, İçişleri Bakan Yardımcısını çağırıyor, soruyor, o da bir ifadelerde bulunuyor, daha sonra tamamen gerçek dışı beyanlar olduğu ortaya çıkıyor. Türkiye'de böylesine çok önemli bir yargısal meselenin hiç araştırılmadığını görüyoruz. Başka ülkelerde olsa bakan istifa eder, hükûmetler düşer ama bizim ülkede dosyalara bile girmiyor bu. Bakın, mesele bu

    

Büyükada davasındaki herkesi tanırım. Hepsi insan hakları savunucusudurlar! Suçlu değiller!

Yine, bakın, Af Örgütü Türkiye temsilcisi insan hakları savunucusu Avukat Taner Kılıç ve doçent arkadaşımız ceza aldı, Günal Kurşun; "FETÖ örgütüne üye olmaktan..." denilerek ceza aldı. Bu insanların davasını hepimiz biliyoruz, Büyükada davasıydı. Bir insan hakları toplantısında içeriye apar topar giren polisler bu insanlara örgüt toplantısı yapıyormuş diye alıp tutuklamıştı aylarca siyasi iktidarın emriyle ve sonra kurgu bir mahkeme ve sonuç böyle bir sonuç. Ben bu insanların hepsini tanıyorum bir insan hakları savunucusu olarak, yıllarca alanda insan hakları savunuculuğu yaptık hep beraber. Kesinlikle böyle bir şeyle alakaları olmadığını adım gibi de biliyorum ama mahkemelerin adaletsiz kararlarının, işte bakın, sonuçları böyle.

 

17 yaşındaki Arya Amis sosyal medyadan çırpınıyor! Kızcağız soruyor: “Ya, bir kovuşturma başlatılması için tecavüz edilip öldürülmem mi gerekiyordu?”. Ekliyor da: “Bu ülkede Adalet yok!”

Son bir örnek de yine kadın haklarıyla ilgili. Bugün sosyal medyada da göreceksiniz, genç bir hanım bakın, Arya Amis ismi. Çok ilginç, yedi aydır bu kadıncağızı uğraştırıyorlar. Nedir, biliyor musunuz, mesele: Bir telefon almış. Telefonu açtığı zaman kaba bir erkek sesi kendisine küfürler, hakaretler yağdırıyor ve cinsel içerikli tehditler, tacizlerde bulunuyor. Hem yazılı hem sözlü olarak tüm bunları toparlayıp savcılığa koşturmuş, hepsini vermiş ve aradan süre geçtikten sonra savcılık diyor ki: "Yeterli delil toplanamadığından..." Kovuşturmaya gerek olmadığından takipsizlik veriyor. Kızcağız soruyor: "Ya, bir kovuşturma başlatılması için tecavüz edilip öldürülmem mi gerekiyordu?" Bakın, yargıdan son örnekler, çok ilginç örnekler maalesef. İşte böyle bir ortamda biz baro yasasını konuşuyoruz, bu kadar lüks bir şeyle uğraşıyoruz sırf saray istediği için.

 

Ak Parti'li ve MHP'li hukukçu arkadaşlar: “İlelebet bu Mecliste kalmayacaksınız!”

Ben Ak Parti'li ve MHP'li hukukçu arkadaşlara sorarım: İlelebet bu Mecliste kalmayacaksınız, yarın öbür gün bu vekilliklerden ayrılıp adliyedeki hukukçu arkadaşlarınızın yanına gideceksiniz ve o zaman ne diyeceksiniz bu arkadaşlara bilemiyorum çünkü şimdi, tek bir baro bile bu yasanın yanında değil, tek bir hukukçuyu bile ben bu yasanın yanında görmüyorum hangi görüşten olursa olsun.

 
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Buse Narcı Bodrum'da Görüntülendi
Buse Narcı Bodrum'da Görüntülendi
Cansu Taşkın: Son Model Araba Gönderdiler Kabul Etmedim
Cansu Taşkın: Son Model Araba Gönderdiler Kabul Etmedim